Mahlukattan Rablerine yükselen ancak duadır…

Yeryüzü Mirasçıları'nın dua üzerine çalışmasıdır.

mehmedfethi, September - 29 - 2010 tarihinde ekledi. | 0 Yorum

“Siz, muztar kalıp ıztırar diliyle dua ettiğinizde, sizi kara ve

denizlerin karanlıklarından kurtaran kim?”

Dua etmek terbiye eden Rab ile terbiye olunan kul arasında derin bir ilişki, dua Hakkın sırlı hazinelerini açmak için bahşedilmiş bir anahtardır. Bu anahtarı elde etmek Rabb’e sığınmakla gerçekleşir. “Sıkışmış, canı gırtlağına gelmiş bir perişan ve muzdariptir ki, O’na yönelip düşünürken, içini O’na dökerken, ne deyip ne ettiğinin, nerede durup ne istediğinin farkındadır.”* Sığınma bir bakıma kendi küçüklüğünü görmekle başlar. Buna karşılık önüne diz çökülecek tek kapı, el açılan tek zat yüceler yücesidir. Duayı sırrınca eden bir kul; bütün çevresiyle beraber semâvîleşir ve kendini rûhânîlerin “hayhuy”u içinde bulur**.
İç sızlayarak, gözler yaşlı yapılan bir yakarış Allah’a her türlü sözden ve yönelimden çabuk ulaşır.  Bu kutsi anda endişe ümitle iç içe geçmiştir. Diger ibadetlerde bazen riya’ya, sum’aya aralanan kapılar; kul Rabbine “Duanız olmasa Rabbim sizi ne yapsın (ne ehemmiyetiniz var)” (Furkan/77) sırrınca el açtı mı artık kapalıdır. Dua anahtarı ile Kul sebeplerin külliyen sükut ettiği, kimsenin, hiçbir şeyin olmadığı bir mekana adım atar. Artık o Rabbisinin yanındadır.

* Şuurlu Edilen Duanın Farkı - Sızıntı, Kasım 2002, Cilt 24, Sayı 286
** Dua ve Duanın Gücü - Sızıntı, Nisan 2000, Cilt 22, Sayı 255

KAVLÎ DUÂ

İnsan hep bir eksiklik, hakirlik ve unutkanlıkla maluldur.  Dua gibi sırlı bir nimet şöyle dursun,  yürümeyi bile hayatının ilk aşamalarında öğrenmek, talim etmek, başaramadıkça tekrar denemek zorundadır.  İşte dua ve istiğfar da böyle öğrenilir, başlangıçtaki zorlanma nispetinde ve vakit ayırdıkça, gayret ettikçe parlar, paklaşır.

Duanın çeşitleri vardır. Sebeplere riayet de bir dua biçimidir. Fakat Kur’an’da ‘dua’ derken net bir şekilde kavli duadan bahsedilmektedir. Efendimiz dua derken de aynı şeyden bahsetmektedir.

“DU”YI ÖĞRENMEK

Dua öncelikle bir iman ve tasdik, itikad ve sığınma meselesidir. Fıtrilik esastır, vicdanda duyup kendi olarak ifade etmek en önemli rükünlerdir. Fakat hem bu manaların iyice anlaşılması, hem de insanın suretlerden, alışkanlıklardan geçip kendi sesini duyması, hem nasıl bir Rabbin karşısında olduğunu bilmesi, hem o Rabbin rızasını celb edecek ve makbuliyetini sağlayacak tavır ve kelimeleri öğrenmesi gibi açılardan dua ille de ilim ister, öğrenilmek ister, zaman ister.

Bu noktada hem kulun konumunu idraki, hem yeryüzünde halifelik sıfatına mazhariyeti açısından hatalı, onu tuzağa itebilecek bir durum  “hayırlısı olsun, hayırlısı ne ise o olsun, hayırlısını ver” şeklindeki ifadelerle şahsî meselelerine ait duasını geçiştirivermesidir.

“DU”NIN HAYIRLISI

Biriniz dua ettiği zaman sakın “Allahım dilersen beni affet” demesin.

Kesin, kararlı ve azimli istesin, rağbeti büyültsün.

Çünkü Allah’a vereceği hiç bir şey büyük gelmez.

Biriniz dua ettiği zaman, “Allahım! Dilersen beni bağışla” demesin.

İstemesinde samimi ve azimli olsun. Çünkü hiç kimse Allah’ı zorlayamaz.

–Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi

Allaha kabul edileceğini kesinkes bilerek dua edin.

Çünkü Allah, gafil kalbin duasını kabul etmez.

–Tirmizî

Bu ifadenin bir dua olarak geçerliliğini öncelikle yaşantısıyla Kur’an ahlakını bir dantel gibi işleyip gözlerimizin önüne sermiş Nebiler Nebisi’nin hayatında aramak en doğru metod olur. Görülecektir ki, bu türden ifadeler Kuran ile talim ettirilen duaların arasında hiç olmadığı gibi, Efendimizin şahsına müteallik dualarında da geçmez. Başta kitap ve sünnette olmak üzere on dört asrın duâ kahramanı meşâyih ve sulehânın dualarında da böyle bir kullanıma hiç rastlanılmaz.

Öte yandan Efendimiz {aleyhisselâm} Allah’tan istenilecek en güzel şey nedir diye sorulduğunda; selamet diye yanıtlamıştır. Ama bu ‘hayır ve selamet içinde/ile ver’ diye tabir edilmelidir. Çünkü yine Efendiler efendisi “Sizden biriniz dua ettiği zaman azimli ve kararlı olsun ve sakın, “Allahım, dilersen bana ver” demesin. Çünkü Allah’ı zorlayacak (bir kuvvet) yoktur.” demiştir.  “Hayırlı ise ver, hayırlı ama ne olduğunu bilmediğim bir şey ver” gibi ifadeler kul için muğlâktır/belirsizdir. Bir şey istemek manasına gelmez.

-Not: Duâ Âdâbı yazı serisi Yeryüzü Mirasçıları Forumu’nda muhtelif zamanlarda genelde soru-cevap formatında gerçekleşmiş olan diyalogların derlenmiş hâlidir.-