İRADENİN HAKKI
Kulun Cenab-ı Hakk’tan “hayırlısıysa ver” gibi şartlı bir isteğe girmekle düştüğü en büyük yanılgı; bunu söyleyerek bilmediğinden Allah’a sığınıyor olduğunu, güvende olduğunu düşünüyor olmaktır. Ama bu düşünce de yanlıştır. Çünkü bir nimetin hakkında hayırlı olup olmaması; kulun iradesine bağlanmıştır. Yapılan herhangi bir iş irade ile hayra veya şerre doğru bükülebilir. Dünya imtihan yeridir.
DÛN-HİMMETLİK BELÂSI
Başka bir problem ise himmetsizliğin/dûn-himmetliğin getirmiş olduğu bir korku/gelecek korkusu (endişe-i istikbâl) olabilir. Oysa mutlak istenilecek ve yönelineceklerin en hayırlısı olan yüce Allah, Dost’tur (Velî). Düşmandan ister gibi endişe ve korkuyla istemek niye? İnsan elbette eksik, cahil ve zalimdir. Ve bilmez, üstelik mağrur ve kibirlidir. Ama ona düşen şey dünyada karar verip azmetmesi, elindeki her şeyi bu yüce gayesi uğurda kullanabilmesidir.
Net bir hedef belirleyemeyen, ufka bakmaya korkan bir Müslüman, önce bu noktadaki eksikliklerini gidermekle sorumludur. Dünyada nice yükler var ki; aklında şüpheye yer olmayan yürekliler kaldırmalı. Bu anlamda bilmeyen, unutan, korkan insana düşen; ilim öğrenmek, sorup soruşturmak, şartlarına uygun şekilde istişare etmek ve mutlaka iyiyi seçmek sonra da içi sızlayarak, zayıflığını, küçüklüğünü, arzularına, temayüllerine bakıp hatırladıkça Rabbine açıkça yalvarmaktır. İnsanın dua ile bedbaht olmayacağı Kur’an nassıdır.
İSTİKBÂLİ HEDEFLEMEK
‘Hayırlısı’ ifadesinin yanlış kullanımı; kader bilgisinde bir eksikliğe de karşılık geliyor olabilir. Bu noktada hatırlanmalıdır ki; mazi yani gerçekleşmiş olan şey kaderdir. Bu noktada kadere rıza gösterilmesi; ‘Hayırlısı buymuş’ denmesi gereklidir. Maziye itiraz caiz değildir. Amma müstakbel için hayırlısı beklenmez. Çünkü eylemler kararlara bağlıdır. Hem madem acziyet sırrınca yardım gerekiyor; o zaman ufka bakıp hedef seçilmeli ve net bir şekilde duaya durulmalıdır.
Allah ‘isteyin, vereyim’ buyuruyorken gidilebilecek en beyhude yol bir şey istememekken, ‘hayırlıysa ver, hayırlı değilse verme, hayırlısı olsun’ gibi ifadeler neden bunca yaygındır? Çünkü bu insanla beraber yeryüzüne inen ve yüzyıllardır onun üstünde çalışıp uzmanlaşan şeytanın bir fısıltısıdır. Evet, insan ömrünü konforlu bir gaflet içinde yaşar. Gaflet biraz kırılacak olsa, sis biraz dağılsa acizliğini gören kul korkar. İstemeye çekinmek de bu korkudandır. Şeytan tam işte orda araya girer ve fısıldar: “hayırlısı olsun” ve insan bir uyuşturucu almış gibi rahatlar. Ve her nasılsa işlerin bir şekilde düzeleceği gibi bir zan ile uykusuna – gafletine geri döner.
“DU”NIN IZTIRÂRA DÖNMESİ
Oysa az sabredebilse, kendisinin gerçekten cahil ve fakir ve aciz olduğunu hissetse, o his içinde büyüse, gerçekten amma gerçekten TAMAMEN ÇARESİZ OLDUĞUNU görebilse, bir an için dahi olsa görebilse, “muztar” kalma hakikati oluşacak ve ona eller uzatılacak. Hayal bile edemediği kadar yukarılardan birileri ona yardım edecek veya öğretecek.
Amma o yardım kanalı ancak muztar kalınca açılır. İnsan teselli bulunca açılmaz. Muztar kalmak ise insanın bunu tüm her şeyiyle hissetmesi demektir, yoksa insan zaten tamamen çaresizdir. Zaten öyledir. Zaten öyledir. Elinden bir iki mekanik şey dışında zaten bir şey gelmez onun. Çoğu zaman dua bile edemez. Zira mekanikliği izin vermez. Bir insana günlük hayatının akışı içinde dua fırsatı bile nadiren çıkar, hakikaten ezbere edilen dualar dışında bir dua fırsatı, imkânı pek az çıkar. Ve işte tam o anını da harcayıverir insan, kendisini teselli edivererek.
SEMÂNIN TEVECCÜHÜ
Oysa mele-i alânın {pek yukarı semâların} sâkinleri vardır, kendi büyük işleriyle uğraşan… Amma kim ki muztar kalır, işte o zaman ilgilenip hallediveren… Aynı sizin bir çocuk çığlığı karşısında elinin yetişmediği bir yerden şekerini verdiğiniz gibi. Evet, istediklerimiz ve acılarımız zaten önemsizdir de, aynen bizim şefkatimiz gibi şefkat edebilecek devler vardır semalarda…
-Not: Duâ Âdâbı yazı serisi Yeryüzü Mirasçıları Forumu’nda muhtelif zamanlarda genelde soru-cevap formatında gerçekleşmiş olan diyalogların derlenmiş hâlidir.-
<h1 style='line-height:normal'><span lang=TR>DUÂ ADÂBI – 2 </span></h1> <h2 style='line-height:normal'><span lang=TR>İRADENİN HAKKI</span></h2> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Kulun Cenab-ı Hakk’tan “hayırlısıysa ver” gibi şartlı bir isteğe girmekle düştüğü en büyük yanılgı; bunu söyleyerek bilmediğinden Allah’a sığınıyor olduğunu, güvende olduğunu düşünüyor olmaktır. Ama bu düşünce de yanlıştır. Çünkü bir nimetin hakkında hayırlı olup olmaması; kulun<b> iradesine</b> bağlanmıştır. Yapılan herhangi bir iş irade ile hayra veya şerre doğru bükülebilir. Dünya imtihan yeridir.<o:p></o:p></span></p>
<h2 style='line-height:normal'><span lang=TR>DÛN-HİMMETLİK BELÂSI</span></h2> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Başka bir problem ise himmetsizliğin/dûn-himmetliğin getirmiş olduğu bir <span style='mso-bidi-font-weight:bold'>korku/gelecek korkusu<b> (endişe-i istikbâl)</b></span> olabilir. Oysa mutlak istenilecek ve yönelineceklerin en hayırlısı olan yüce Allah, Dost’tur (Velî). Düşmandan ister gibi endişe ve korkuyla istemek niye? İnsan elbette eksik, cahil ve zalimdir. Ve bilmez, üstelik mağrur ve kibirlidir. Ama ona düşen şey dünyada karar verip azmetmesi, elindeki her
şeyi bu yüce gayesi uğurda kullanabilmesidir. <o:p></o:p></span></p> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Net bir hedef belirleyemeyen, ufka bakmaya korkan bir Müslüman, önce bu noktadaki eksikliklerini gidermekle sorumludur. Dünyada nice yükler var ki; aklında şüpheye yer olmayan yürekliler kaldırmalı. Bu anlamda bilmeyen, unutan, korkan insana düşen; <b style='mso-bidi-font-weight:normal'>ilim öğrenmek, sorup soruşturmak, şartlarına uygun şekilde istişare etmek ve mutlaka iyiyi seçmek </b>sonra da içi sızlayarak, zayıflığını, küçüklüğünü, arzularına, temayüllerine bakıp hatırladıkça Rabbine açıkça yalvarmaktır. <span style='mso-spacerun:yes'> </span>İnsanın dua ile bedbaht olmayacağı Kur'an nassıdır.<o:p></o:p></span></p>
<h2 style='line-height:normal'><span lang=TR>İSTİKBÂLİ HEDEFLEMEK</span></h2> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>‘Hayırlısı’ ifadesinin yanlış kullanımı; <b>kader</b> bilgisinde bir eksikliğe de karşılık geliyor olabilir. Bu noktada hatırlanmalıdır ki; mazi yani gerçekleşmiş olan
şey kaderdir. Bu noktada kadere rıza gösterilmesi; ‘Hayırlısı buymuş’ denmesi gereklidir. Maziye itiraz caiz değildir. Amma müstakbel için hayırlısı beklenmez. Çünkü eylemler kararlara bağlıdır.<span style='mso-spacerun:yes'> </span>Hem madem acziyet sırrınca yardım gerekiyor; o zaman ufka bakıp hedef seçilmeli ve net bir şekilde duaya durulmalıdır.
<o:p></o:p></span></p> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Allah ‘isteyin, vereyim’ buyuruyorken gidilebilecek en beyhude yol bir şey istememekken, ‘hayırlıysa ver, hayırlı değilse verme, hayırlısı olsun’ gibi ifadeler neden bunca yaygındır?<span style='mso-spacerun:yes'> </span>Çünkü bu insanla beraber yeryüzüne inen ve yüzyıllardır onun üstünde çalışıp uzmanlaşan şeytanın bir fısıltısıdır. Evet, insan ömrünü konforlu bir gaflet içinde yaşar. Gaflet biraz kırılacak olsa, sis biraz dağılsa acizliğini gören kul korkar. İstemeye çekinmek de bu korkudandır.<span style='mso-spacerun:yes'> </span><b>Şeytan tam işte orda araya girer ve fısıldar:
"hayırlısı olsun" ve insan bir uyuşturucu almış gibi rahatlar. Ve her nasılsa işlerin bir şekilde düzeleceği gibi bir zan ile uykusuna - gafletine geri döner.<o:p></o:p></b></span></p> <h2 style='line-height:normal'><span lang=TR>“DU”NIN IZTIRÂRA DÖNMESİ</span></h2>
<p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Oysa az sabredebilse, kendisinin gerçekten cahil ve fakir ve aciz olduğunu hissetse, o his içinde büyüse, gerçekten amma gerçekten TAMAMEN ÇARESİZ OLDUĞUNU görebilse, bir an için dahi olsa görebilse, "muztar" kalma hakikati oluşacak ve ona eller uzatılacak. Hayal bile edemediği kadar yukarılardan birileri ona yardım edecek veya öğretecek.<o:p></o:p></span></p> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Amma o yardım kanalı ancak muztar kalınca açılır.
İnsan teselli bulunca açılmaz. Muztar kalmak ise insanın bunu tüm her şeyiyle hissetmesi demektir, yoksa insan zaten tamamen çaresizdir. Zaten öyledir. Zaten öyledir. Elinden bir iki mekanik şey dışında zaten bir şey gelmez onun. Çoğu zaman dua bile edemez. Zira mekanikliği izin vermez. Bir insana günlük hayatının akışı içinde dua fırsatı bile nadiren çıkar, hakikaten ezbere edilen dualar dışında bir dua fırsatı, imkânı pek az çıkar. Ve işte tam o anını da harcayıverir insan, kendisini teselli edivererek.<o:p></o:p></span></p>
<h2 style='line-height:normal'><span lang=TR>SEMÂNIN TEVECCÜHÜ</span></h2> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>Oysa mele-i alânın </span><span style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"; mso-ansi-language:EN-US'>{pek yukarı semâların} </span><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'>sâkinleri vardır, kendi büyük işleriyle uğraşan... Amma kim ki muztar kalır, işte o zaman ilgilenip hallediveren... Aynı sizin bir çocuk çığlığı karşısında elinin yetişmediği bir yerden şekerini verdiğiniz gibi. Evet, istediklerimiz ve acılarımız zaten önemsizdir de, aynen bizim
şefkatimiz gibi şefkat edebilecek devler vardır semalarda... <o:p></o:p></span></p> <p class=MsoNormal style='text-align:justify;text-indent:35.4pt;line-height: normal'><i><span lang=TR>-Not: Duâ Âdâbı yazı serisi Yeryüzü Mirasçıları Forumu'nda muhtelif zamanlarda genelde soru-cevap formatında gerçekleşmiş olan diyalogların derlenmiş
hâlidir.-</span></i><span lang=TR style='font-size:12.0pt;font-family:"Palatino Linotype","serif"'><o:p></o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p> <p class=MsoNormal style='line-height:normal'><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p>
<h1 style='line-height:normal'><span lang=TR><o:p> </o:p></span></h1> <h1 style='line-height:normal'><span lang=TR style='font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif";mso-fareast-font-family:Calibri;mso-bidi-font-family: Arial;mso-font-kerning:0pt;font-weight:normal'><o:p> </o:p></span></h1> <p class=MsoNormal style='line-height:normal'><span lang=TR><o:p> </o:p></span></p>
